Bir Arayışın Öyküsü

Bir Arayışın Öyküsü

614
0
PAYLAŞ
lazca öykü

Tranvay durduğunda aniden yerimden firlayıp indim. Aradigim üniversitenin durağına gelmiştim. Kosar adim merdivenleri çikip üniversite binalarina yöneldim. Almanya’nin en büyük üniversitelerinden biriydi. Karmasik yapili binalarin arasindan geçip aradigim C Blokunu bulmuştum. Gitmek istediğim dilbilimleri enstitüsü bu binadaydi.

Yillar önce bu üniversitenin kütüphanesine ilk geldiğim günü hatirladim ister istemez. Nasilda heyecanliydim. Ne soracagimi ne aradigimi tam olarak bilmeden tereddütle yürüyordum. Bir arkadaşimin önerisi üzerine başvuruyordum bu enstitüye. Tarih bölümünde okuyan arkadaşıma göre Lazlar üzerine de birçok kaynak vardi. Önce inanmamiştim. Eger Lazlar ile ilgili kaynak vardiysa çoktan elimize geçerdi, bilirdik. Bir yandan da merakim uyanmıştı. Ya doğruysa demiştim. İlk firsatta uğramiştim.

O zamanlar Kafkasoloji bölümüne Dr. Job bakiyordu. Bir gün randevu alip kendisiyle görüşmeye gitmiştim. Telefon görüşmemizde Lazca bilmeme hayret ederek “Biz artik Lazlarin asimile olduğunu düşünüyorduk” demişti.

Almanya’ya okumak üzere gelen genç bir Lazdim. Lazca biliyordum. Ancak anadilimiz ve tarihimiz üzerine hiçbir şey bilmiyordum. Ayrıca biz Lazlarin Rum asilli olabileceklerini düsünüyordum. Türkiye’de yasadigim dönemde buna benzer birçok ön yargıyla karşılaşmiştim. Hatta lisedeyken beni rahatsiz eden yaşıtlarima bir cevap verebilmek için çaresizce tarih hocamiza basvurmustum. “Lazlar nereden geliyor, biz neden Lazca biliyoruz?” Tabii ki doyurucu bir yanit alamamıştim.

Lazcanin ayri bir dil oldugu Almanca ögrendigim dönemde bilince çikmisti. Almancadaki bazi sesleri Lazcadaki benzerlerini bulmaya çalisiyor, Almanca alfabeyle Lazca yazmayi deniyordum. Türkçe alfabeyle yazmaktan umudumu kesmistim. Ancak Lazca’da Almanca’da olmayan seslerde vardi. Yine de isin içinden çıkamiyordum.

Iste bu sırada Dr. Job ile tanismamiz isabetli olmustu. Kafkasoloji uzmani olan Dr. Job çok iyi Gürcüce biliyor Kafkas dillerine ait geniş bilgilere sahipti. Lazca ile ilgili de beni sasirtan su bilgileri veriyordu: Lazca ile Rumca arasinda bir yakinlik yoktur. Lazca Gürcü diline yakindir ve bir güney kafkas dilidir. Gürcüce, Lazca, Mengrelce ve Svanca bu dil grubunu olustururlar. Bu bilgiler daha önce duyduklarimi bildiklerimi alt üst etmis beni son derece sasirtmisti. Madem ki gerçekler bunlardi biz neden hiçbir sey bilmiyorduk. Beni mesgul eden bu soruydu. Dr. Job da kendisini ziyaret ettigim dilbilimleri enstitüsünde bazi kaynaklari ilk kez görüyordum. Dumezilin Lazca öykü ve masallar derlemesi Marrin ünlü gramer kitabi ve sözlügü vb. Kartozianin Gürcüstan baskili derlemesi… su an hatirlayamayacagim bir derlemeden (Gürcü yazisi ile) okumus beni hayretler içinde birakmisti:

Ela komoxti ela ena va mogalasen
gogala gogala do na skimda cegalasen

Okudugu türküyü taniyordum. Çocuklugumda kadinlardan defalarca dinlemistim. Yazi Gürcüceydi, ben anliyor ancak okuyamiyordum. O ise okudugu Lazca metinleri anlayamiyordu. Gürcüce bilmesi Lazca okuduklarini anlamaya yetmiyordu. Ben ise saskinliktan ne düsünecegimi bilemiyordum. Tek aklimda kalan Gürcü yazisini nasil ögrenebilirim düsüncesiydi. Son derece güzel görünümlü olan bu yazi nasil ögrenilebilirdi? Bazi seslerin Latincede karsiligi yoktu. Bir 3 nasil yazilirdi? Ilk etapta bazi isaretler koyarak bildigim mani ve türküleri yazmaya çalisiyordum. Lazca kart, mektup yazmayi deniyordum.

Bu arada dostlarimin farkli tepkisiyle karsilasiyordum. Kimisi buna ne gerek var diyor, kimisi Lazcaya olan tutkumu hosgörü ile karsiliyordu. Geçirdigim soktan bir türlü kurtulamiyor Lazca yazabilmenin arzusu bende gitgide büyüyordu. Almanya’nin büyük sehirlerinden birinde Lazlardan kopmus bir gençtim. Lazca konusmak ortamim kalmamisti. Almanca, Ingilizce arasinda Lazcami tümden yitirecegim korkusuna kapilmistim. Iste bu yüzden Lazca yazmanini gerekliligi kendini göstermisti. Ne olursa olsun Lazcami canli tutmaya çalisiyordum.

Bu düsüncelerle yillarim çalisma ve okul yasamiyla oldukça yogun geçmisti. Ikinci soku 84’de basilan Lazuri Alfabe elime geçtiginde yasamistim. Önsözü okudugumda Lazcayi yazma özleminin yalnizca bana özgü bir sey olmadigini anlamistim. Kisa bir süre içinde Lazca alfabeyi ögrenmistim. Kendi isaretlerime artik gerek kalmamisti. Önerilen Alfabeyi benimsemistim. Artik istedgim kadar Lazca yazabilirdim. Sevincim ölçüsüzdü. Alfabe elime geçene kadar bir çok kaynaga ulasmistim. Tarihimiz ve dilimiz ile ilgili dogru bilgilere sahiptim. Alfabe ile eksiklerim tamamlanmisti…

Daha sonra acaba Lazcaya ilgi duyan başka gençler var mıydı sorusu beni meşgul ediyordu. Yalnizdim…! Çevremdeki dostlar arasında Lazca bilen arkadaşların eksikliğini her an hissediyordum. Memleketten binlerce kilometre uzaktaydım. Her göçmen gibi birlikte getirdiğim kültürel birikimin yitirilmesi korkusunu taşıyordum.

Süreç içinde benim gibi okumaya gelen Laz öğrencilerle tanıştım. Gitgide eksikliğini duyduğum şeylere kavusuyordum. Bir süre sonra küçük bir grup oluşturduk. Hepimizin ortak dileği Lazcayi yitirmemekti. Üç kültür arasında kalmanin doğurduğu ortak sorunlar bizi birbirimize bağlıyordu, artık yalnız değildik.

Asansörden indiğimde Enstitünün Kütüphanesini bulmak pek zor değildi. Yillarca önce geldiğim günün heyecanı sarmıştı beni. Bir Alman üniversitesinde Lazca kaynakları aramak hâlâ garip geliyordu bana. su anda Istanbul’da üniversitelerin birinin kapisinda olmayi yeğlerdim. İçimi bir buruk aci kaplad1.

Oysa üzülecek bir sey yoktu. O günden bugüne çok sey değişmisti. Ilk geldiğimdeki gibi önyargilarla dolu değildim. Ne aradiğimi biliyor adimlarım kendimden emindi. Elimdeki kitap listesine bir göz attim. Acaba tümünü burada bulabilir miyim dedim. Hepsini bulamasam da önemli değildi. Nasil olsa azar azar dünyanin her yerinden bulur getirtirdik. Dr. Job yoktu artik burada. Gittiği yeni üniversitede Prof. olarak çalişiyordu. O günlerdeki gibi Lazlar artik asimile olmuştur deyip geçmiyor hatta Lazcaya da zaman ayiriyormuş…

Bazi şeyler için zaman önemli bir olgu. Süreç neleri değiştirmiyor. Bundan birkaç yil önce Laz Aydınlarinin OGNI’yi çikaracaklarini kim söyleyebilirdi. Ve bu kadar ilgi göreceğini kim tahmin edebilirdi.

Artik çok şey değişmiştir. Belli bir birikim oluşmuştur. Asil sorun da burada başlamaktadır. Önümüzde duran görevlerin bilincine varmak. Ve hızla yerine getirmek. OGNI’yi zenginleştirmek daha ileri adımlarla kalici hale getirmek.. Tarih ve anadilimiz Lazca üzerine doğru bilgilere dayanan bilgi birikimini olusturmak.

Alanimizda hizli ilerlemeler kaydediyoruz. Önümüzdeki yıllar daha büyük başarilarin taniği olacaktir. Artik Türkiye’de Laz fikrasi anlatildiginda gülmenin yerini bilinen önyargilarin sorgulanmasi alacaktir. Halkimiza karsi var olan önyargilara karsi amansiz bir mücadele verilecektir.

Halklarin kardesligi konusunda söylenecek çok sözümüz vardir. Karadenizde demokratik dönüşümlerin ekseni olacğız. Bir zamanlar gericiliğe geçit vermeyen yöremizde olumlu gelişmelere temel tasi koyacağız. Türkiye’deki demokratik savaşıma katacak birikimimiz vardir.

Tulum esliğinde horona durmuş gibiyiz. Öylesine heyecanli ve umut dolu. Bu horona katilmaya ne dersiniz?

Selma Koçiva